Prof. Jennifer Evans’a göre bugünkü anti-gender hareketler geçmiştekilerden farklı aktörlere dayanırken otoriter eğilimlerin ölçeğini ve erişimini değiştiriyor. Aslen BirGün tarafından yayınlanmıştır.
Aşırı sağ ve sağ popülist hareketlerin yükselişiyle paralel olarak kadınların ve LGBTİ+’ların kazanılmış hakları da tırpanlanıyor.
Kanada Carleton Üniversitesi’nden tarihçi Prof. Jennifer V. Evans’a göre kadın hakları ve azınlık hakları, demokrasinin en önemli göstergelerinden biri. Bu nedenle aşırı sağ ve otoriter eğilimler güç kazandığında hedef alınan ilk alanlardan biri de toplumsal cinsiyet eşitliği oluyor.
Prof. Jennifer V. Evans ile yaptığımız söyleşide, aşırı sağın yükselişiyle kadın haklarına yönelik saldırılar arasındaki ilişkiyi, anti-gender hareketlerin küresel ağlarını ve feminist hareketlerin bu yeni dönemde karşı karşıya olduğu zorlukları konuştuk.
Son on yılda dünyanın farklı bölgelerinde aşırı sağ ve sağ popülist hareketlerin yükselişine tanık oluyoruz. Bu yükselişin kadın haklarına yönelik saldırılarla neredeyse eşzamanlı ilerlemesini nasıl yorumlamalıyız?
Son on yılda dünyanın farklı bölgelerinde aşırı sağ ve sağ popülist hareketlerin yükselişine tanık oluyoruz. Bu yükselişin kadın haklarına yönelik saldırılarla neredeyse eşzamanlı ilerlemesini nasıl yorumlamalıyız?
Bu bilinçli bir stratejidir ve yeni değildir. Tarih boyunca otoriter yönetimler kadın haklarını hedef almıştır. Nazi Almanyası’nda kadınların kendi çıkarlarına aykırı biçimde oy vermeye ikna edilmesi bunun örneklerinden biridir.
Ekonomik ve siyasal kriz anlarında, hükümetler sıklıkla aile gibi “köklü kurumlara” ve sözde daha basit zamanların konforuna yönelik nostaljiyi besler. Kadın hakları ve azınlık hakları; kilise, parti ya da aile gibi geleneksel kurumlar için fazla yıkıcı, fazla modern, fazla kapsamlı ve tehditkâr olarak sunulur. Eğitim, istihdam, iş güvenliği, tacizden korunma, bedensel bütünlük ve aileyi nasıl kuracağına karar verme hakkı gibi zor kazanılmış hakların tümü, erkek elitlerin yukarıdan aşağıya kurduğu denetimi sorguladığı için otoriter rejimler açısından tehdittir.
Antidemokratik liderler, kadınları diğer azınlık gruplarıyla birlikte hedef alarak güçlerini pekiştirir. İş gücü piyasasındaki değişimler, ekonomik rekabet kaygıları, sanayinin gerilemesi ve kadınların çalışma hayatına katılımı gibi konular istismar edilerek kadınlar özellikle hedef alınır. LGBTQIA bireyler de patriyarkal yapıya uymadıkları için sıkça hedef alınır. Göçmen topluluklar da benzer biçimde kolayca araçsallaştırılır. Bu üç grup, “gücü ve kontrolü yeniden tesis etme” vaadiyle kitle desteği arayan hükümetler için elverişli hedeflerdir.
Araştırmalar, tam da bu nedenlerle kadınların, ırksallaştırılmış grupların ve LGBTQIA bireylerin muhalif sosyal hareketlerde güçlü biçimde temsil edildiğini gösteriyor.
Aşırı sağ hareketler “aileyi koruma”, “nüfus krizi”, “ulusal değerler” gibi söylemler üzerinden kadın bedeni ve doğurganlık politikaları etrafında nasıl bir siyasal program inşa ediyor?
More content from this blog
- Antisemitizm Meselesinin Sağ Görüşlü Medya ve Siyasetçiler Tarafından İstismar Edilmesine ve Onların Akademik Özgürlük ve İfade Özgürlüğüne Yönelik Saldırılarına Karşı, Ben Gidley, Daniel Mang & Daniel Randall – 20 Mayıs 2024
- Öcalan’ın Özgürlük Sosyolojisi Kitabındaki Antisemit İçerikler Üzerine Düşünceler – 29 Temmuz 2021
- Cinsel şiddet sömürgecilik karşıtı mücadele olamaz, Catrin Lundström tarafından – 9 Mart 2024
- Günümüzde Kapitalizmin Eleştirel Teorisi. Moishe Postone ile Salih Selçuk tarafından yapılan söyleşi, Şubat 2005
- İran Ayaklanması ve ABD-İsrail Savaşı Üzerine Perspektifler